Karşılaştırma oyunu, biz insanlara özgü zihinsel bir oyun ve bizi ilerlemeye de sevk eder, ancak azamet/küstahlık ve kibire de düşmemize sebebiyet verebilir, yine anahtar kendi içimizdedir. Bu duruma nasıl tepki vereceğiz? Çevremizle uyuşmayı mı tercih edeceğiz yoksa kimin yendiğinin önemi olmayan bir savaşa mı gireceğiz?
Bu noktada, toplumda birlikte yaşamayı seçenler için alçak gönüllülük erdemi çözüm olarak görünür. Bir filozof “Alçakgönüllülük her zaman Tanrının mevcudiyetini sezenlere özgüdür…” der. Nitekim Pamukkale Üniversitesi Osmanlıca-Türkçe Sözlük1’de ve etimolojik2 anlamı bağlamında “mütevazı” ve “tevazu”, alçak gönüllü olmak olarak tanımlanır. Kibirsiz, gösterişsiz olma hâli, büyüklük iddiasında olmamadır. Alçak gönüllülük, Latince “humilitas”3 kelimesinden geliyor ki yeryüzünü (dünya, yer) ifade eden “humus” ve olma kalitesi anlamındaki “itas” ekinden türüyor. Sınırlarımızı kabul etmekle ilişkilidir, “cennetteki Tanrılarla karşılaştırıldığında çok insani niteliklerdir”, denilmektedir. Latince “modestia” da alçak gönüllülük olarak karşımıza çıkar ve kökeni “modus”tan gelir ve ölçü-ölçülendirme demektir. Son olarak aşırılığın olmaması, uygun sınırlar içerisinde olmak4 anlamlarına sahiptir.
Zihnin karşılaştırma oyununu, sadece alçak gönüllülük fikri durdurabilir gibi görünüyor. Aksi takdirde insanlar üstünlüklerini mal, mülk, unvan, soyadı gibi dışsal şekillere sahip olmakla ölçmeye devam edebilir. Oysaki bu sahiplilik oyunu yaşamın bize verdikleridir ve bir süre sonra geri de alabilir ama ruhsal olarak sahip olduklarımız, dış koşullar değişse de elimizden gitmez.
Alçak gönüllülük, bildiğini saklamak, hareket edilmesi gereken yerde durmak da değildir. Böyle olsaydı, hiçbir girişim, hiçbir değişim, hiçbir yenilik başlayamazdı. Bilen insanlar bildiklerini-tecrübelerini aktarmasalardı, ilerleme olamazdı veya şöyle diyelim öğretmen öğrenciye, ebeveyn çocuğa, usta çırağa, bilen bilmeyene aktarmasaydı insanlık ilerler miydi? Tersine, alçak gönüllüler kendi yerini ve diğer varlıklarla ilişkisinin farkında olanlardır. Ne çocuk ile ne de bir uzman ile rekabete girişir, sadece nezaket kuralları içerisinde işbirliği yapar.
Anlıyorum ki, bu karşılaştırma oyunu hep rekabetten kaynaklanıyor ve rekabet ise 19.yyda kapitalizmin topluma öğrettiği bir kavram, oysaki Darwin bile “Sayısız hayvan ve bitki topluluklarında, bireyler arası rekabetin ortadan kalktığını ve en uyumlu olan toplulukların, işbirliği yapan bilgi ve değerlerini oturtan türlerden oluştuğunu” söylemiştir.
Alçakgönüllülük, Aristoteles’in bahsettiği gibi bir denge noktasıdır, kibir-sahte gurur gibi fazlalıkları ve karakter zayıflığı-kırılganlık gibi noksanlıkları olmayan bir orta noktadır. Kim her şeyi bilebilir, kim hatasızdır, kim bir gün hoşgörüye ihtiyaç duymaz ki… Diğer yandan her birimizin bildiği değerler ve tecrübeler vardır. Birbirimizden öğreneceğimiz, geliştireceğimiz çok konu vardır ve bu nedenle birlikte yaşarız. Bu bildiklerimizi yardımlaşarak-işbirliği içerisinde paylaşarak, uyumlu bir birliği kurmak geçmişten günümüze tüm düşünen kişilerin hayalidir.
Tüm yaşam boyunca öğrenmeye devam etme ve cehaletimizi her geçen gün küçültmeye odaklanmak, sanırım hepimizi daha mutlu edecektir. Toplumda bilincimizin duvarlarını genişletecek kişileri bulana, bir öğretmene sahip olana, ilham aldığımız aydınlık insanlarla dolu bir ortamda yaşayana ne mutlu.
Sonuç olarak bu yazıyı yazma amacımız, toplumda bir arada yaşamayı mümkün kılmak ise, alçak gönüllülük bu amaca en fazla hizmet edecek erdemdir, ölçülülük hâlidir, “kötüden iyiyi, sahip olduğumuzu olmadığımızdan ayırt etmek için sağduyunun bir şeklidir”. Onun sayesinde doğanın diğer varlıklarına adalet ile yaklaşacak, hoşgörü gösterecek, saygı duyacak ve yaşamımızda tüm farklı olanlara bir yer açmış olacağız.
Oya UYSAL
Diğer Yazılarımız İçin Tıklayınız